"Bir müslüman, Muhammed aleyhissalâtü vesselâmın zincirinden çıksa, dinini bıraksa, daha hiçbir dine girmez, anarşist olur; ruhunda kemâlâta medar hiçbir hâlet kalmaz. Vicdanı tefessüh eder, hayat-ı içtimaiyeye bir zehir olur."
"Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın caddesinden hariç ve onun arkasından gitmeyen, muhaldir ki, hakikî envar-ı hakikate vasıl olabilsin."
"Bahtiyar odur ki, bu ittiba-ı sünnette hissesi ziyade ola. Sünnete ittiba etmeyen, tembellik ederse hasaret-i azîme, ehemmiyetsiz görürse cinayet-i azîme, tekzibini işmam eden tenkit ise dalâlet-i azîmedir."
"Bid’aların ve dalâletlerin istilâsı zamanında sünnet-i seniyyeye ve hakikat-i Kur’âniyeye temessük edip hizmet eden, yüz şehit sevabını kazanabilir."
"Sünnet-i seniyye, saadet-i dâreynin temel taşıdır ve kemalâtın madeni ve menbaıdır."
"Sünnet-i seniyyeye ittibaı kendine âdet eden, âdâtını ibadete çevirir, bütün ömrünü semeredar ve sevaptar yapabilir."
"Edebin envaını, Cenab-ı Hak, Habibinde cem etmiştir. Onun sünnet-i seniyyesini terk eden, edebi terk eder."
"Velâyet yolları içinde en güzeli, en müstakimi, en parlağı, en zengini, sünnet-i seniyyeye ittibadır."
"Neşr-i hak için enbiyaya ittiba etmekle mükellefiz."
"Vahiy ne kadar ilhamdan yüksek ise, semere-i vahiy olan adab-ı şer'iye, o derece, semere-i ilham olan adab-ı tarikatten yüksek ve ehemmiyetlidir. Onun için, tarikatin en mühim esası, sünnet-i seniyyeye ittiba etmektir."
"Bir tek sünnet-i seniyyeye ittiba noktasında hâsıl olan makbuliyet, yüz adap ve nevafil-i hususiyeden gelemez."
"Fesad-ı ümmet zamanında sünnet-i seniyyenin küçük bir adabına müraât etmek, ehemmiyetli bir takvayı ve kuvvetli bir imanı ihsas ediyor."
"Sünnet-i seniyye edeptir. Hiçbir meselesi yoktur ki, altında bir nur, bir edep bulunmasın."
"Sünnet-i seniyye düsturları, emraz-ı ruhaniyede ve akliyede ve kalbiyede, hususan emraz-ı içtimaiyede gayet nafi birer devadır."
"Arkadaş! Vesvese ve evham zulmetleri içinde yürürken, Resul-i Ekrem'in (a.s.m.) sünnetleri birer yıldız, birer lâmba vazifesini gördüklerini gördüm. Her bir sünnet veya bir hadd-i şer'î, zulmetli dalâlet yollarında güneş gibi parlıyor."
"Ey ehl-i iman! Bu müthiş düşmanlarınıza karşı zırhınız, Kur’ân tezgâhında yapılan takvadır. Ve siperiniz, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın sünnet-i seniyyesidir. Ve silâhınız, istiaze ve istiğfar ve hıfz-ı İlâhiyeye ilticadır."
"Sünnet-i seniyenin ittibaında ve haramların terkinde riya giremez; izharı, riya olamaz."
"Sünnet-i seniyyeye ittibaı terk eden, hakikî Âl-i Beytten olmadığı gibi, Âl-i Beyte hakikî dost da olamaz."
"Ne mutlu o kimseye ki, sünnet-i seniyyeye ittibaından hissesi ziyade ola. Veyl o kimseye ki, sünnet-i seniyyeyi takdir etmeyip bid’alara giriyor."
"Cenab-ı Hakka iman eden, elbette Ona itaat edecek. Ve itaat yolları içinde en makbulü ve en müstakimi ve en kısası, bilâşüphe, Habibullahın gösterdiği ve takip ettiği yoldur."
"Muhabbetullah, ittiba-ı sünnet-i Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâmı istilzam eder. Çünkü Allah’ı sevmek, Onun marziyatını yapmaktır. Marziyatı ise, en mükemmel bir surette zat-ı Muhammediyede (a.s.m.) tezahür ediyor."
"Işte, ey ehl-i iman! Sizi idam-ı ebedîden ve dünyevî ve uhrevî Cehennemlerden kurtaran Kur’ân’ın himayeti altına mü’minâne ve mutemidâne giriniz ve sünnet-i seniyyesinin dairesine teslimkârâne ve müstahsinâne dahil olunuz, dünya şekavetinden ve ahirette azaptan kurtulunuz."
"Âlem-i İslâmda Ehl-i Sünnet ve Cemaat denilen ehl-i hak ve istikamet fırka-i azîmesi, hakaik-ı Kur’âniyeyi ve imaniyeyi, istikamet dairesinde, hüve hüvesine sünnet-i seniyyeye ittiba ederek muhafaza etmişler."
"Sünnet-i seniyyeyi esas tutan, Habibullahın zılli altında makam-ı mahbubiyete mazhardır."
"Sünnet-i seniyyedeki edep, o Sâni-i Zülcelâlin esmalarının hudutları içinde bir mahz-ı edep vaziyetini takınmaktır."
"Ubudiyetteki müstehap olan sünnet-i seniyyenin terkinde, günah olmasa dahi, büyük sevabın zayiatı var."
"Muhkemat-ı Kur’âniyenin mizanlarıyla ve sünnet-i seniyyenin terazileriyle a’mal ve hatıratını tart. Ve Kur’ân’ı ve sünnet-i seniyyeyi daima rehber yap."
"Bir farz bin sünnete müreccah olduğu gibi, bir sünnet-i seniyye dahi bin adab-ı tasavvufa müreccahtır."