"Kâinatı şenlendiren, bilmüşahede, rahmettir. Ve bu karanlıklı mevcudatı ışıklandıran, bilbedahe, yine rahmettir."
"Hadsiz ihtiyacat içinde yuvarlanan mahlûkatı terbiye eden, bilbedahe, yine rahmettir."
"Ağacın bütün heyetiyle meyvesine müteveccih olduğu gibi, bütün kâinatı insana müteveccih eden ve her tarafta ona baktıran ve muavenetine koşturan, bilbedahe, rahmettir."
"Fânî insanı ebede namzet eden ve ezelî ve ebedî bir zata muhatap ve dost yapan, bilbedahe, rahmettir."
"Kâinatın envaı, insanı tanıyor değil; belki insanı bilen ve tanıyan, merhamet eden bir Zatın tanımasının ve bilmesinin delilleridir."
"Elbette böyle bir rahmet, senden külli ve halis bir şükür ve ciddî ve safî bir hürmet ister."
"Rahmetin vücudu ve tahakkuku, güneş kadar zahirdir."
"Hâkimiyetin şe’ni, müdahaleyi reddetmektir. Hatta, en edna bir hâkim, bir memur, daire-i hâkimiyetinde oğlunun müdahalesini kabul etmiyor."
"İntizam vahdeti ve hâkimiyet infiradı iktiza eder."
"Derece-i rububiyette hakikî bir hâkimiyet-i mutlaka, bir Kadîr-i Mutlakta, bütün şiddetiyle müdahaleyi reddetmek gerektir. Eğer zerre kadar müdahale olsaydı, intizam bozulacaktı."
"Kelime-i Tevhidde azamet-i kibriya ve celâl-i Sübhanî ve saltanat-ı mutlaka-i rububiyet-i Samedâniye tahakkuk etmesi içindir."
"Kalb-i insanîden hürmet ve merhamet çıksa, akıl ve zekâvet, o insanları gayet dehşetli ve gaddar canavarlar hükmüne geçirir."
"Rahmet tecessüm ederek katreler suretinde hazine-i Rabbaniyeden akıyor manasında olduğundan, yağmura 'rahmet' namı verilmiştir."
"Zemin yüzünü rahmetin binlerle hediyeleriyle doldurmuş, bir ziyafetgâh yapmış ve rahmaniyetin yüz binlerle ayrı ayrı lezzetli taamları içinde dizilmiş bir sofra etmiş; ve zemin içini rahîmiyet ve hakîmiyetin binlerle kıymettar ihsanlarını cami’ bir mahzen yapmış."
"Âlem-i gayptan levazımat-ı insaniye ve hayatiyenin yüz bin çeşitlerinden en güzellerini içine alarak yüklenmiş bir nevi sefine veya şimendifer gibi ve her baharı ise, erzak ve elbisemizi taşıyan bir vagon hükmünde olarak bizlere gönderir, bizi gayet Rahîmâne beslettirir."
"En büyük bir rahmet, bir şefkat-i İlâhiye, gaybı bildirmemektedir ve başa gelen şeyleri setretmektedir."
"Bir rahmet-i amme ve bir hikmet-i şamile ve bir inayet-i daime müşahede ediyoruz Ve dehşetli bir saltanat-ı rububiyet ve dikkatli bir adalet-i âliye ve izzetli icraat-ı celâliyenin âsârını ve cilvelerini görüyoruz."
"Rahmetin bir ehemmiyetli kısmı rızıktır ki, Rahman’a “Rezzak” manası verilir. Rızık ise, o derece zahir bir tarzda bir Rezzak-ı Rahîmi gösterir ki, zerre kadar şuuru bulunan, tasdike mecbur olur."
"Rızık isteyen umum ağaçlara, münasip rızıklarını onlara pek harika bir tarzda koşturduğu gibi, bir nevi maddî ve manevî rızık isteyen insanın duygularına, akıl, kalp, ruhlarına dahi pek geniş bir sofra-i erzak onlara ihsan ediliyor."
"Bütün validelerin şefkatleri, ancak bir lem’a-i tecelli-i rahmettir."
"Her dertliye ummadığı yerden derman yetiştiriliyor."
"Rahmetin büyük bir hazinesini küçük bir çekirdek içinde bizim için saklamak ne kadar cemîl bir kerem, ne kadar lâtif bir rahmet eseri olduğu bedaheten anlaşılır."
"Nihayetsiz kerem, nihayetsiz ikram ister. nihayetsiz rahmet, kendine lâyık ihsan ister."
"Her şeyin hilkatinde gayet derecede hüsn-ü san’at bulunması, nihayet derecede hakîm bir Sâniin nakşı olduğunu gösterir."
"Küçücük insan bedeni içinde bütün kâinatın fihristesini, bütün hazain-i rahmetin anahtarlarını, bütün esmalarının âyinelerini derç etmek, nihayet derecede bir hüsn-ü san’at içinde bir hikmeti gösterir."
"Kemik gibi bir kuru ağacın ucundaki tel gibi incecik bir sapta gayet münakkaş, müzeyyen bir çiçek ve gayet musanna ve murassa bir meyve, elbette gayet san’atperver, mucizekâr ve hikmettar bir Sâniin mehasin-i san’atını zîşuura okutturan bir ilânnamedir."
"Zarara rızasıyla girene merhamet edilmez ve lâyık değildir."
"Nimet içinde in’am görünür, Rahman’ın iltifatı hissedilir. Nimetten in’ama geçsen, Mün’imi bulursun."
"Sâni-i Zülcelâl, koca kâinatı bir musiki, bir fonograf hükmünde icat ettiği gibi, zemini ve zemin içindeki bütün zîhayatı ve bilhassa zîhayat içinde insanın başını öyle bir fonograf-ı Rabbanî ve bir musika-i İlâhî tarzında yapmış ki, hikmet-i beşer, o san’at karşısında hayretinden parmağını ısırıyor."
"San’atlı bir eser, san’atkârı icap eder."
"Amiriyet ve hâkimiyetin muktezası, rakip kabul etmemektir, iştiraki reddetmektir, müdahaleyi ref etmektir."
"Acaba saltanat-ı mutlaka suretindeki hâkimiyet ve rububiyet derecesindeki amiriyet, bir Kadîr-i Mutlakta ne derece o redd-i müdahale kanunu ne kadar esaslı bir surette hükmünü icra ettiğini kıyas et."
"Allah’ın rahmetinden fazla rahmet edilmez. Allah’ın gazabından fazla gazap edilmez."
"Şefkat, aşk ve muhabbetten çok keskin ve parlak ve ulvî ve nezihtir."
"Şefkat halistir, mukabele istemiyor, safî ve ivazsızdır. Hatta en adî mertebede olan hayvanatın yavrularına karşı fedakârâne, ivazsız şefkatleri buna delildir."
"Rahmet-i İlâhiyenin en lâtif, en güzel, en hoş, en şirin cilvelerinden olan şefkat, bir iksir-i nuranîdir."
"Ulûhiyetinde ve saltanatında şeriki yoktur; Allah bir olur, müteaddit olamaz. Öyle de, rububiyetinde ve icraatında ve icadatında dahi şeriki yoktur."
"Ezel-Ebed Sultanı olan Cenab-ı Hak, saltanatında şeriki olmadığı gibi, icraat-ı rububiyetinde dahi muinlere, şeriklere muhtaç değildir."
"Nimetin lezzeti içinde, o lezzetten yüz derece daha ziyade lezzetli bir iltifat-ı rahmeti hamd ile düşünüp, lezzeti, birden yüz derece yapabilirsin."
"Sâni-i Hakîm, âlem-i ekberi öyle bedî bir surette halk edip ayat-ı kibriyasını üstünde nakşetmiş ki, kâinatı bir mescid-i kebir şekline döndürmüş."
"Sâni-i Zülcelâlin âlem-i ekberdeki san’atı o derece manidardır ki, o san’at bir kitap suretinde tezahür edip, kâinatı bir kitab-ı kebir hükmüne getirdiğinden, akl-ı beşer, hakikî fenn-i hikmet kütüphanesini ondan aldı ve ona göre yazdı."
"Kâinattaki san’atı, kemal-i intizamından kitap şekline girdi. insandaki sıbgatı ve nakş-ı hikmeti dahi hitap çiçeğini açtı."
"Rahmet-i Rabbaniye ise, âlem-i asgar olan insanda nimetleri tanzim ediyor."
"Herbir mevcut, hüsn-ü san’atça, bütün mevcudat kadar kıymetli olabilir. Nasıl ki mevcudatın hadsiz mebzuliyeti içinde, herbir fertte hadsiz dekaik-ı san’atın bulunması bu hakikati gösteriyor."
"Acaib-i san’at ve garaib-i hilkat noktasında cüz’iyat külliyattan geri değil; çiçekler yıldızlardan aşağı değil; çekirdekler ağaçların mâdûnunda değil; Belki çekirdekteki nakş-ı kader olan manevî ağaç, bağdaki nesc-i kudret olan mücessem ağaçtan daha aciptir."
"Hilkat-i insaniye, hilkat-i âlemden daha aciptir."
"Bilerek zarara razı olana şefkat edip lehinde bakılmaz."
"Şefkat-i insaniye, merhamet-i Rabbaniyenin bir cilvesi olduğundan, elbette rahmetin derecesinden aşmamak ve RahmetenLi’l-âlemîn Zatın (a.s.m.) mertebe-i şefkatinden taşmamak gerektir."
"Masum hayvanları parçalayan canavarlara himayetkârâne şefkat etmek, o bîçare hayvanlara şedit bir gadr ve vahşî bir vicdansızlıktır."
"Binler Müslümanların hayat-ı ebediyelerini mahveden ve yüzer ehl-i imanın sû-i akıbetine ve müthiş günahlara sevk eden adamlara şefkatkârâne taraftar olmak ve merhametkârâne cezadan kurtulmalarına dua etmek, elbette o mazlum ehl-i imana dehşetli bir merhametsizlik ve şenî bir gadirdir."
"Rahmet-i İlâhiyeden ileri şefkat olunmaz. hikmet-i Rabbaniyeden daha ekmel hikmet, daire-i imkânda olamaz."
"Başıma ne gelse, altında bir rahmet var."