"Bütün o aza ve aletlerin ibadeti ve tesbihatı ve o yüksek ücretleri, en muhtaç olduğun bir zamanda Cennet yemişleri suretinde sana verileceğine, ehl-i zevk ve keşif ve ehl-i ihtisas ve müşahede ittifak etmişler."
"Şu gecenin sabahı ve şu kışın baharı ne kadar makul ve lâzım ve kat’î ise, haşrin sabahı da, berzahın baharı da o kat’iyettedir."
"Hazırlanınız; başka, daimî bir memlekete gideceksiniz. Öyle bir memleket ki, bu memleket ona nispeten bir zindan hükmündedir. Padişahımızın makarr-ı saltanatına gidip merhametine, ihsanlarına mazhar olacaksınız."
"Hakikî adalet ister ki, şu küçücük insan, şu küçüklüğü nispetinde değil, belki cinayetinin büyüklüğü, mahiyetinin ehemmiyeti ve vazifesinin azameti nispetinde mükâfat ve mücazat görsün."
"Nasıl ki şu âlem bütün mevcudatıyla Sâni-i Zülcelâline kat’î delâlet eder. Sâni-i Zülcelâlin de sıfât ve esma-i kudsiyesi, dâr-ı ahirete delâlet eder ve gösterir ve ister."
"Acaba geçici, adî, bekasız, ehemmiyetsiz şeylerde böyle muhafaza edilirse; âlem-i gaypta, âlem-i ahirette, âlem-i ervahta, rububiyet-i ammede mühim semere veren beşerin amelleri, hıfz içinde gözetilmek suretiyle, ehemmiyetle zaptedilmemesi kabil midir? Hayır ve asla!"
"Madem şu mevcudat hak söyleyen sadık kelimeleri, şu hâdisat-ı kâinat doğru söyleyen natık ayetleri olan Cenab-ı Hak vaad etmiş. elbette yapacaktır. bir mahkeme-i kübra açacaktır. bir saadet-i uzma verecektir."
"Haşre mâni hiçbir şey yoktur. muktazi ise, her şeydir."
"Dünya bir mezraadır. mahşer ise bir beyderdir, harmandır. Cennet, Cehennem ise birer mahzendir."
"Ecel ve kabir insanı beklediği gibi, Cennet ve Cehennem de insanı bekliyor ve gözlüyor."
"Hem hiç akıl kabul eder mi ki, insanın başına ve içindeki havâssına saçları adedince vazifeler yükletsin de, yalnız bir saç hükmünde ona bir ücret-i dünyeviye versin?"
"İnsan ebed için halk edilmiş ve ebede gidecektir."
"Kâinatın tedbirinde tecelli eden bütün esma-i İlâhiye ahireti iktiza eder, belki istilzam eder."
"Şu memleketin haşmetli malikinin elbette cezası da dehşetlidir."
"Ekl ve şürb ve nikâh dahi, hakikat-ı cismaniyelerini muhafaza etmekle beraber, Cennetin dünya fevkindeki derecesi nispetinde, dünyevî derecelerinden o derece yüksek bir suret almaları iktiza eder."
"Nizamı nizam eden, saadet-i ebediyedir. Öyle ise, nizam-ı âlem, saadet-i ebediyeye işaret ediyor."
"Madem israf yok ve abesiyet olmaz. elbette saadet-i ebediye olacaktır. Çünkü, dönmemek üzere adem, her şeyi abes eder, her şey israf olur."
"İnsanın fıtrat-ı zîşuuru olan vicdanı, saadet-i ebediyeye bakar, gösterir. Evet, kim kendi uyanık vicdanını dinlerse, 'Ebed, ebed!' sesini işitecektir."
"Kâinatı dağdağa-i tagayyür ve fenâdan, tahavvül ve zevalden kurtarmak ve ebedîleştirmek için, o zıtların tasfiyesini istedi ve tagayyürün esbabını ve ihtilâfatın maddelerini tefrik etmek istedi. elbette kıyameti koparacak ve o neticeler için tasfiye edecek."
"Şu âlem çendan fânîdir; fakat ebedî bir âlemin levazımatını yetiştiriyor. Çendan zaildir, geçicidir; fakat bâkî meyveler veriyor, bâkî bir Zatın bâkî esmasının cilvelerini gösteriyor."
"Çocuklar, yalnız Cennet fikriyle, onlara dehşetli ve ağlatıcı görünen ölümlere ve vefatlara karşı dayanabilirler. Ve gayet zayıf ve nazik vücutlarında bir kuvve-i maneviye bulabilirler."
"İhtiyarlar, yalnız hayat-ı uhreviye ile yakınlarında bulunan kabre karşı tahammül edebilirler. Ve çok alâkadar oldukları hayatlarının yakında sönmesine ve güzel dünyalarının kapanmasına mukabil bir teselli bulabilirler."
"Hiçbir saltanat yoktur ki, o saltanata itaat edenlere mükâfatı ve isyan edenlere mücazatı bulunmasın."
"Mahiyet-i insaniyenin bir hizmetkârı olan kuvve-i hayaliyeyi bu dünya lezzetleri tatmin etmiyor; elbette gayet cami’ mahiyet-i insaniye, ebediyetle fıtraten alâkadardır."
"Merak etmeyiniz. Sizin ebedî bir gençliğiniz var, gelecek Ve parlak bir hayat ve nihayetsiz bir ömür sizi bekliyor. Ve zayi ettiğiniz evlât ve akrabalarınızla sevinçlerle görüşeceksiniz."
"Eğer ahirete iman o haneye girse, birden ışıklandıracak."
"Eğer iman-ı ahiret bu geniş hanelerde hükmetse, birden samimî hürmet ve ciddî merhamet ve rüşvetsiz muhabbet ve muavenet ve hilesiz hizmet ve muaşeret ve riyasız ihsan ve fazilet ve enaniyetsiz büyüklük ve meziyet o hayatta inkişafa başlarlar."
"İki cihanın ve iki hayatın medar-ı saadeti yalnız imandır."
"Esma-i İlâhiyenin en cemiyetli âyinesi cismaniyettedir."
"Dâr-ı ahirette Cennetin en çok ve en mütenevvi lezzetleri cismanîdir. Ve saadet-i ebediyenin en ehemmiyetli ve herkesin istediği ve ünsiyet ettiği nimetleri cismanîdir."
"Nev-i beşerin en büyük meselesi Cehennemden kurtulmaktır."
"Madem bu karışık mevcudat dâr-ı fânîden dâr-ı bekaya akıp gidiyor. elbette, nasıl ki hayır, lezzet, ışık, güzellik, iman gibi şeyler Cennete akar; öyle de, şer, elem, karanlık, çirkinlik, küfür gibi zararlı maddeler Cehenneme yağar."
"Bütün nimetlerin başı ve nimetleri hakikî nimet yapan ve bütün zîşuuru ademin hadsiz musibetlerinden kurtaran, yalnız saadet-i ebediye olabilir."
"Ömrün bidayetinden sonuna kadar devam eden mana, çok cesetleri tebeddül ve tavırdan tavıra intikal ve devirden devire yuvarlandığı hâlde vahdetini, bekasını muhafaza ettiği gibi, ölüm hendeğini de atlayarak salimen ebed yoluna devam edecektir."
"Kudretine nispeten zerrat ile şümus mütesavi olduğu gibi, yaprakların neşriyle beşerin haşri de birdir. Ve keza, ağaçların çürümüş dağılmış yapraklarının iadeten ihyası arasında fark yoktur."
"Dünya, âlem-i ahirete bir fihriste hükmündedir. Bu fihristede âlem-i ahiretin mühim meselelerine olan işaretlerden biri, cismanî olan rızıklardaki lezzetlerdir."
"Esbap dağdağasından ve vesaitin karanlık perdelerinden kurtulup, Rabb-i Rahîmlerine, makarr-ı saltanat-ı ebedîsinde perdesiz kavuşacaklar."
"İnsanın bir ferdi, sair hayvanatın bir nev’i hükmündedir. elbette, kat’î bir hads ile hükmedilir ki, haşir ve neşr-i ekberde, beşerin herbir ferdi aynıyla, cismiyle, ismiyle, resmiyle iade edilecektir."
"Haşrin mahkeme-i kübrasında, mizan-ı azam-ı adaletinde cin ve insin muvazene-i a’mallerini istib’at edip inanmayan, bu dünyada gözüyle gördüğü bu muvazene-i ekbere dikkat etse, elbette istib’adı kalmaz."
"Dünya öldükten sonra ahiret olarak diriltilecektir. Dünya harap edildikten sonra, o dünyayı yapan Zat, yine daha güzel bir surette onu tamir edecek, ahiretten bir menzil yapacaktır."
"İnsanın ebede uzanmış emelleri ve kâinatı ihata etmiş efkârları ve ebedî saadetlerinin envaına yayılmış arzuları gösterir ki, bu insan ebed için halk edilmiş ve ebede gidecektir. bu dünya ona bir misafirhanedir ve ahiretine bir intizar salonudur."
"İnsanları dirilmemek üzere öldürmekle, ebedî bir muhabbet için yaratılmış iken, ebedî bir adavetle gücendirmek olamaz ve kabil değildir."
"Ebedînin sadık dostu ebedî olacak. ve Bâkînin ayine-i zîşuuru bâkî olmak lâzım gelir."
"Geçmiş zamanda vukua gelmiş olan mu’cizat-ı kudret, Sâniin bütün imkânat-ı istikbaliyeye kadir olduğuna kat’î şahit ve bürhanlardır."
"Bir cemal sahibi, daima hüsün ve cemalini görmek ve göstermek ister. Bu ise ahiretin vücudunu ister."
"Daimî bir cemal, zail ve muvakkat bir müştaka razı olmaz, Onun da devamını ister. Bu da ahireti ister."
"Bütün firaklardan gelen feryatlar, aşk-ı bekadan gelen ağlamaların tercümanlarıdır."
"Rahmetin rahmet olması ve nimetin nimet olması, ancak ve ancak haşir ve saadet-i ebediyeye bağlıdır."
"Saadet-i ebediye olmasa, en büyük nimetlerden sayılan aklın, insanın kafasında yılan vazifesini görmekten başka bir işi kalmaz."
"En lâtif nimetlerden sayılan şefkat ve muhabbet, ebedî bir ayrılık düşüncesiyle, en büyük elemler sırasına geçerler."
"Madem Allah var, elbette ahiret vardır."
"Senin nokta-i istinadın ancak ve ancak Allah’a olan imandır. Ruhuna, vicdanına nokta-i istimdat ise ancak ahirete olan imandır."