"Cenab-ı Hak öyle bir Kadîr-i Mutlaktır ki, adem ve vücut, kudretine ve iradesine nispeten iki menzil gibi, gayet kolay bir surette oraya gönderir ve getirir. İsterse bir günde, isterse bir anda oradan çevirir."
"Adem-i mutlak zaten yoktur. Çünkü bir ilm-i muhit var. Hem daire-i ilm-i İlâhînin harici yok ki, bir şey ona atılsın."
"Şu kâinatta görünen ef’al ile tasarruf edip icat eden Sâniin, bir muhit ilmi var. Ve o ilim, Onun zatının hassa-i lâzıme-i zaruriyesidir; infikâki muhaldir."
"Kabil değildir ki, şu muntazam mevcudatı icat eden Zatın ilmi, ondan infikâk etsin."
"Şu ilm-i muhit, o Zata lâzım olduğu gibi, taallûk cihetiyle her şeye dahi lâzımdır. Yani, hiçbir şey Ondan gizlenmesi kabil değildir."
"Perdesiz, güneşe karşı zemin yüzündeki eşya, güneşi görmemesi kabil olmadığı gibi, o Alîm-i Zülcelâlin nur-u ilmine karşı eşyanın gizlenmesi, bin derece daha gayr-i kabildir, muhaldir."
"Her şey daire-i nazarındadır ve mukabildir ve daire-i şuhudundadır ve her şeye nüfuzu var."
"Umum zîhayatın, ipham ünvanı altında bir kanun-u taayyüne bağlı olan ecelleri, ölümleri bir ilm-i muhiti gösteriyor."
"Bütün mevcudata şamil, herbir mevcuda lâyık bir surette rahmetin taltifatı, bir rahmet-i vâsia içinde bir ilm-i muhiti gösteriyor."
"Herbiri birer mu’cize-i san’at olan mevcudata bakıyoruz ki, hayretnüma bir derecede sühuletle, kolaylıkla, külfetsiz, dağdağasız, kısa bir zamanda, fakat mu’ciznüma bir surette icat edilir. Demek hadsiz bir ilim vardır ki, hadsiz sühuletle yapılır."
"Tahsis, bir muhassısı iktiza eder. tercih, bir müreccihi ister. Muhassıs ve müreccih ise iradedir."
"Kudret-i ezeliye zatiyedir; tagayyür edemez, acz tahallül edemez, avaik tedahül edemez. Onda meratip olamaz; her şey Ona nispeten birdir."
"Rızık, hayat kadar kudret nazarında ehemmiyetlidir. Kudret çıkarıyor, kader giydiriyor, inayet besliyor."
"İzzet ve zillet, fakr ve servet, doğrudan doğruya Cenab-ı Hakkın meşietine ve iradesine bağlıdır. demek, Kesret-i tabakatın en dağınık tasarrufatına kadar, meşiet ve takdir-i İlâhiye iledir, tesadüf karışamaz."
"En büyük ve en küçük şeyler Ona nispeten birdirler. Bir baharı halk etmek, bir çiçek kadar kolaydır."
"Kudret-i İlâhiye zatiyedir. öyle ise acz tahallül edemez."
"Bütün kâinatı adem-i sırftan icat eden ve bütün ukulü hayrette bırakan, hem âsâr-ı azametiyle tecelli eden kudret-i ezeliyeye nispeten, şüphesiz her şey müsavidir. Hiçbir şey Ona ağır gelmez."
"Kudret-i ezeliye gayr-i mütenahidir. hem Zat-ı Akdese lâzıme-i zaruriyedir."
"Cenab-ı Hakkın kudret, ilim, iradesi, şemsin ziyası gibi bütün mevcudata âmm ve şamil olup, hiçbir şeyle muvazene edilemez; Arş-ı Azama taallûk ettikleri gibi, zerrelere de taallûk ederler."
"Kudret-i ezeliye, en evvel eşyanın melekût, yani içyüzüne taallûk eder. Bu yüz ise, alelumum güzel ve şeffaftır. Evet, şems ve kamerin yüzleri parlak olduğu gibi, gecenin ve bulutların da içyüzleri ziyadardır."
"Kudret-i ezeliyenin bir lem’ası kudretin hasiyetine malik olduğundan, esbabın binler lem’asından ve esbabın sultanından daha tesirlidir. Çünkü, bunda tecezzi ve inkısam vardır, kudret-i ezeliyede ise yoktur."
"Kudret Sâniin zatına zatîdir, arazî değildir. acz, kudretine tahallül edemez. Kudretin bir lem’asına zerreler, şemsler mütesavidir. büyük, küçükten ağır ve zahmetli değildir."
"Göz, lâmba, şems gibi nur ve nuranî şeylerde cüz’î-küllî, cüz-küll, bir-bin müsavidir."
"Şems-i Ezelî şu kâinat kitabında bütün babları, fasılları, satırları, cümleleri, harfleri def’aten, bilâ-külfet yazıyor. Ve ba’sü ba’delmevtte dahi aynı bu sühulet vardır."
"Kâinatın envaı, insanı tanıyor değil; belki insanı bilen ve tanıyan, merhamet eden bir Zatın tanımasının ve bilmesinin delilleridir."
"Madem seni biliyor, rahmetiyle bildiğini bildiriyor. sen de Onu bil, hürmetle bildiğini bildir."
"Bir şey zatî olsa, onun zıddı o zata arız olamaz. Çünkü içtimaü’z-zıddeyn olur; o da muhaldir."
"Bu misafirhane-i dünyaya gelen her zîşuur, gözünü açtıkça görür ki, bir kudret, bütün kâinatı kabzasında tutmuş."
"Bir baharı, tek bir çiçek misillü sühuletle icat eder. Cüz’î-küllî, küçük-büyük, az-çok, o kudrete nispeten farkları yoktur. Seyyareleri, zerreler gibi kolay döndürür."
"Bir bülbülü yaratan, bütün kuşları yaratan olabilir. Ve bir insanı halk eden ancak kâinatı icat eden Zattır."
"Zerreyi icat eden, yıldızın icadından âciz kalamaz. Ve lisan gibi bir uzvu halk eden, elbette insanı kolayca halk eder."
"Kadîr-i Mutlakın kudretine nispeten, yıldızlar zerreler gibi ve haşir bir bahar misillü ve haşirde bütün insanları diriltmesi bir nefsin ihyası derecesinde kolaydır."
"Her şey onun irade ve meşietiyle olur. İstediği olur, istemediği olmaz. Her ne isterse yapar. İstemezse hiçbir şey olmaz."
"Kadîr-i Mutlakın irade ve meşietiyle ve ihtiyar ve kastıyla o mahsus, mükemmel vaziyet veriliyor. Ve her şeye şamil bir iradenin taht-ı hükmündedir."
"Ezelî ve hadsiz kudrete isnat edilse, bu kâinatın icadı, bir insanın icadı kadar sühulet peyda eder, kolay olur. Eğer ona verilmezse, birtek insanı acip cihazları ve duygularıyla yaratmak, kâinat kadar müşkülâtlı olur."
"O Zat-ı Zülcelâlin o kudret-i ezeliyesine nispeten bütün kâinatın idaresi ve terbiyesi, bir bahar, belki bir ağaç kadar kolaydır."
"Kâinat dairesindeki mânialar, kayıtlar Onun önüne geçemez, Onun icraatını takyit edemez. bütün kâinatı birden tasarruf edip çevirebilir."
"Bütün kâinatı ihata eden bir nurdan hiçbir şey gizlenemez. Ve gayr-i mütenahi bir daire-i kudretten bir şey hariç kalamaz."
"Mukaddir olan Kadîr-i Hakîmin büyüğe olan teveccühü, küçüğe olan teveccühüne mâni olamaz."
"Kudretin nispeti kanunîdir. Yani, çoğa-aza, büyüğe-küçüğe bir bakar."
"Acz, Zata arız olamaz. bilbedahe, o Zatın lâzımı olan kudrete tahallül edemez."
"Acz, kudretin içine giremez. bilbedahe, o kudret-i zatiyede meratip olamaz. Çünkü, her şeyin vücut meratibi, o şeyin zıtlarının tedahülü iledir."
"Kudret-i İlâhiye, âlem-i ekberde haşmet-i rububiyetini gösteriyor."
"Şu kâinatta, şu görünen tasarrufat ve ef’al ile hükmeden Sâni-i Kadîrin kudretine nispeten, en büyük küll, en küçük cüz kadar kolay gelir."
"Bir çekirdeği halk etmek için, bir ağacı halk edebilir bir kudret lâzımdır. Ve bir ağacı halk etmek için de, kâinatı halk edebilir bir kudret gerektir."
"Kudret-i ezeliyenin tesirinde, tasniinde külfet yoktur. Evet, bir incir çekirdeğinden koca bir incir ağacını ve ince bir sap ile koca bir kavunu bağlayıp çıkaran kudrete hiçbir şey ağır gelmez."
"Bütün kâinatın Kün emrine itaati, birtek nefer hükmünde olan bir zerrenin itaati gibidir."
"İrade-i Ezeliyeden gelen Kün emr-i ezelîsine mümkinatın itaati ve imtisalinde yine iradenin tecellisi olan meyil ve ihtiyaç ve şevk ve incizap, birden, beraber mündemiçtir."
"Bütün tasarrufat, kudret-i ezeliyeye aittir. başka bir şeyin müdahalesi yoktur. küreden zerreye varıncaya kadar o kudretin tasarrufundan hariç değildir."
"Nihayetsiz hacat-ı insaniyeyi ifa edecek, ancak nihayetsiz bir kudret ve muhit bir ilim sahibi olabilir."
"Emir ve iradesi olmazsa hiçbir şey, hatta hiçbir zerre hareket edemez."
"Kâinat bütün eczasıyla beraber gayr-i mütenahi eşkâl ve vaziyetlere kabiliyeti, ihtimali, imkânı varken bu şekl-i hazıra girmesi, elbette bir Hâlık-ı Vacibü’l-Vücudun ihtiyar, irade ve tercihiyle olmuştur."