"Gurur ile, insan maddî ve manevî kemalât ve mehasinden mahrum kalır. Eğer gurur saikasıyla başkaların kemalâtına tenezzül etmeyip kendi kemalâtını kâfi ve yüksek görürse, o insan nakıstır."
"Gururu ve enaniyeti bırak. Ulûhiyetin dergâhında acz ve zaafını, istimdat lisanıyla; fakr ve hacatını, tazarru ve dua lisanıyla ilân et ve abd olduğunu göster."
"Sıgar-ı nefis tekebbürün menbaıdır. Zaaf gururun madenidir."
"Gururu men’, tekebbürü def eden, yegâne İslâmiyettir."
"Gururu bırak, seni yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öyle hazırlan."
"Gururu bırak, aczini anla. Malikini tanı, vazifeni bil, dünyaya niçin geldiğini öğren."
"İnsanda büyüklüğün mikyası küçüklüktür, yani tevazudur. küçüklüğün mizanı büyüklüktür, yani tekebbürdür."
"Kendini beğenen belâyı bulur, zahmete düşer; kendini beğenmeyen safayı bulur, rahmete gider."
"Ben kendimi beğenmiyorum; beni beğenenleri de beğenmiyorum. Cenab-ı Hakka çok şükür, beni kendime beğendirmemiş."
"Aziz kardeşlerim; üstadınız lâyuhti değil. Onu hatasız zannetmek hatadır."
"Ene, zaman-ı Âdem’den şimdiye kadar âlem-i insaniyetin etrafına dal budak salan nuranî bir şecere-i Tuba ile müthiş bir şecere-i Zakkumun çekirdeğidir."
"O ene, mahiyetinin bilinmesiyle, o garip muamma, o acip tılsım olan ene açılır ve kâinat tılsımını ve âlem-i vücubun künuzunu dahi açar."
"Âlemin miftahı insanın elindedir ve nefsine takılmıştır."
"Ene, kendisi de gayet muğlâk bir muamma ve açılması müşkül bir tılsımdır. Eğer onun hakikî mahiyeti ve sırr-ı hilkati bilinse, kendisi açıldığı gibi kâinat dahi açılır."
"Bütün sıfât ve şuunat-ı İlâhiyeyi bir derece bildirecek, gösterecek binler esrarlı ahval ve sıfât ve hissiyat, enede münderiçtir."
"Bütün şirkleri ve şerleri ve dalâletleri tevlit eden enaniyetin şu cihetindendir ki, semavat ve arz ve cibal tedehhüş etmişler, farazî bir şirkten korkmuşlar."
"Evet, ene ince bir elif, bir tel, farazî bir hat iken, mahiyeti bilinmezse, tesettür toprağı altında neşvünema bulur, gittikçe kalınlaşır, vücud-u insanın her tarafına yayılır."
"Enenin bir veçhini nübüvvet tutmuş gidiyor; diğer veçhini felsefe tutmuş geliyor."
"Ene kendi dizginini eline almış, dalâletin herbir nev’ine koşmuş."
"Şeytanlar, güya enenin gaga ve pençesiyle dinsiz feylesoflarının akıllarını havaya kaldırıp, dalâlet derelerine atıp dağıtmıştır."
"Küçük âlemde ene, büyük âlemde tabiat gibi tağutlardandır."
"Enaniyeti bırakıp, bizzat nefsi hiç olduğunu ve Mucid-i Hakikînin bir âyine-i tecellisi bulunduğunu gördüğü vakit, bütün mevcudatı ve nihayetsiz bir vücudu kazanır."
"Ene ile tabir edilen enaniyetin kalbi, “Allah Allah” zikrinin şua ve hararetiyle yanıp delinirse, büyüyüp gafletle firavunlaşamaz. ve Hâlık-ı Semavat ve Arza isyan edemez. O zikr-i İlâhî sayesinde ene mahvolur."
"Ene, Cenab-ı Hakkın sıfâtını, şuunatını bilmek için bir santral ve bir vahid-i kıyasîdir."
"Enaniyetten neş’et eden şirk-i hafî katılaştığı zaman esbap şirkine inkılâp eder. Bu da devam ederse küfre tahavvül eder. Bu dahi devam ederse, tatîle, yani hâlıksızlığa incirar eder. el-iyazü billâh!"
"Kâinatın miftahı, anahtarı insanın elindedir. Âlemin kapıları açık ise de manen kapalıdır. Cenab-ı Hak bütün o kapıları ve kenz-i mahfîyi açan ene namında bir miftahı insanın eline vermiştir."
"Cenab-ı Hak insana bir benlik, bir nevi hürriyet vermiştir ki, Cenab-ı Hakkın rububiyetine ait evsafı bilmek için mevhum, farazî bir vahid-i kıyasî yapsın."
"Ene’nin iki vechi vardır. Biri hayra bakar. Bu vecihle yalnız kabil-i feyizdir, fail değildir. Diğer vechi ise şerre bakar. Bu vecihle kendisini fail bilir."
"Ene’nin mahiyeti mevhumedir. rububiyeti hayalîdir. vücudu birşeye hamil olamaz. Ancak mizanülhararet gibi, Vacibü’l-Vücudun rububiyetine ait sıfât-ı mutlaka-i muhitayı bilmek için bir mizan vazifesini görüyor."
"Eğer insan benliğine mizan nazarıyla bakarsa, kâinattan zihnine akıp gelen afakî malûmatı kendi malûmatıyla, tasarrufat ve sıfât-ı İlâhiyeyi de kendi sıfâtıyla tasdik eder. yine merciine iade eder."
"Ene’nin iki vechi vardır. Bir vechini nübüvvet almıştır, bir vechini de felsefe almıştır."
"Mahiyeti harfiye olup müstakil değildir. vücudu tebeî olup aslî değildir. malikiyeti vehmî olup hakikî değildir. Vazifesi Hâlıkın sıfâtını fehmetmek için bir mizan ve bir mikyas olmaktır."
"Küçük âlemde, yani insanda ene, büyük insanda, yani kâinatta tabiata benziyor. İkisi de tağutlardandır."
"İnsanda en tehlikeli damar enaniyettir. Ve en zayıf damarı da odur. Onu okşamakla çok fena şeyleri yaptırabilirler."
"Ey kardeşlerim! Dikkat ediniz, sizi enaniyette vurmasınlar, onunla sizi avlamasınlar."
"Ehl-i dalâlet ene’ye binmiş, dalâlet vadilerinde koşuyor. Ehl-i hak, bilmecburiye, eneyi terk etmekle hakka hizmet edebilir."
"Gaye-i hayal olmazsa veyahut nisyan veya tenâsi edilse, ezhan enelere dönüp etrafında gezerler."
"Bu zaman, ehl-i hakikat için, şahsiyet ve enaniyet zamanı değil. Zaman, cemaat zamanıdır. cemaatten çıkan bir şahs-ı manevî hükmeder ve dayanabilir."
"Büyük bir havuza sahip olmak için, bir buz parçası hükmündeki enaniyet ve şahsiyetini o havuza atmaktır ve eritmek gerektir. Yoksa, o buz parçası erir, zayi olur; o havuzdan da istifade edilmez."
"Bu zamanda enaniyet çok ileri gitmiş. Herkes, kameti miktarında bir buz parçası olan enaniyetini eritmeyip bozmuyor, kendini mazur biliyor; ondan niza çıkıyor. Ehl-i hak zarar eder; ehl-i dalâlet istifade ediyor."
"Terbiye-i İslâmiyenin noksaniyetiyle ve ubudiyetin zafiyetiyle benlik, enaniyet kuvvet bulmuş."
"MEZİYETİN VARSA HAFÂ TÜRABINDA KALSIN, TÂ NEŞVÜNEMA BULSUN."
"BÜYÜK GÖRÜNME, KÜÇÜLÜRSÜN: Ey enesi çifteli, kafası da kibirli!"
"Kâmillerde, büyüklük mikyasıdır küçüklük. nakıslarda, küçüklük mizanıdır büyüklük."
"Evvel ahir tavsiyemiz, tesanüdünüzü muhafaza; enaniyet, benlik, rekabetten tahaffuz ve itidal-i dem ve ihtiyattır."
"Bir ehemmiyetli ihsan-ı İlâhî, ihsanını, enaniyetini bırakmayana ihsas etmemektir; tâ ucub ve gurura girmesin."
"Büyüğün küçüğe tekebbür etmeye hakkı yoktur."
"Büyük bir mahlûkun küçük bir mahlûka tekebbür etmeye hakkı yoktur."
"Sen, ey mağrur nefsim! üzüm ağacına benzersin. Fahirlenme! salkımları o ağaç kendi takmamış; başkası onları ona takmış."
"Vazifesi hizmetkarlık ve tabiatı çocukluk olanlar, büyük rütbeye girmekle tekebbür eder. Tekebbür etmekle tenasübünü bozup muaşereti teşviş eder."
"Sırr-ı ihlâsın ne derece yüksek bir terk-i enâniyet ve hazz-ı nefsîden teberri etmek gibi, ihlâsın en yüksek seciyeleri Risale-i Nur Şakirtlerinde tezahür ediyor."
"Bizim mesleğimizde benlik, enaniyet, şan ü şeref perdesi altında makam sahibi olmaktan, öldürücü zehir gibi ondan kaçıyoruz. onu ihsas eden hâlâttan şiddetle içtinap ediyoruz."
"Benlik ve gurura medar şeylerden çekin. Tevazu, mahviyet ve terk-i enaniyet, bu zamanda ehl-i hakikate lâzım ve elzemdir."