"Kemalât-ı insaniyenin en mühimi ve en büyüğü, belki bilcümle kemalât-ı insaniyenin menbaı ve esası, iman-ı billâhtan ve marifetullahtan neş’et eden muhabbetullah olduğunu bil..."
"Onu tanıyan ve itaat eden, zindanda dahi olsa bahtiyardır. Onu unutan, saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır."
"Bir insan en evvel muhabbetini Allah’a verirse, onun muhabbeti dolayısıyla Allah’ın sevdiği her şeyi sever. Ve mahlûkata taksim ettiği muhabbeti, Allah’a olan muhabbetini tenkis değil, tezyit eder."
"Dünyanın lezzetleri, zevkleri ve ziynetleri, Hâlıkımızı, Malikimizi ve Mevlâmızı bilmediğimiz takdirde Cennet olsa bile Cehennemdir."
"Şefkatin ateşini söndürecek marifetullahtan başka birşey var mıdır? Evet, marifetullah olduktan sonra, dünya lezzetlerine iştiha olmadığı gibi, Cennete bile iştiyak geri kalır."
"Evet, Onun marifeti olmazsa, insanın ahbabı ve mal ve mülkü insana a’dâ ve düşman olurlar. beka belâ olur. kemal heba olur. ömür heva olur. hayat azap olur. akıl ikap olur. âmâl, âlâma inkılâp eder."
"Semavat ve arzın haricine kaçıp kurtulamayan insan, Hâlık-ı Külli Şeyin rububiyetine muhabbetle rızadâde olmalıdır."
"Havfın ile muhabbetini dünya ve dünya insanlarından çevir. Fâtır-ı Hakîme tevcih et ki, havfın Onun merhamet kucağına -çocuğun anne kucağına kaçtığı gibi- leziz bir tezellül olsun. muhabbetin de saadet-i ebediyeye vesile olsun."
"Hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi, iman-ı billâhtır."
"İnsaniyetin en âlî mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, iman-ı billâh içindeki marifetullahtır."
"Ruh-u beşer için en halis sürur ve kalb-i insan için en safî sevinç, o muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir."
"Bütün hakikî saadet ve halis sürur ve şirin nimet ve safî lezzet, elbette marifetullah ve muhabbetullahtadır. onlar, onsuz olamaz."
"Cenab-ı Hakkı tanıyan ve seven, nihayetsiz saadete, nimete, envara, esrara, ya bilkuvve veya bilfiil mazhardır. Onu hakikî tanımayan, sevmeyen, nihayetsiz şekavete, âlâma ve evhama manen ve maddeten müptelâ olur."
"Sizlere müjde! Mahbuplarınızdan nihayetsiz firakların yaralarını tedavi edip merhem süren bir Mahbub-u Bâkîniz var. Madem O var ve bâkîdir; başkaları ne olursa olsun, merak çekmeyiniz."
"İlm-i kelâm vasıtasıyla kazanılan marifet-i İlâhiye, marifet-i kâmile ve huzur-u tam vermiyor. Kur’ân-ı Mu’cizü’l-beyanın tarzında olduğu vakit, hem marifet-i tammeyi verir, hem huzur-u etemmi kazandırır."
"Tasavvuf mesleğiyle alınan marifet dahi, Kur’ân-ı Hakîmden doğrudan doğruya, veraset-i Nübüvvet sırrıyla alınan marifete nispeten o kadar noksandır."
"Kur’ân-ı Hakîmden alınan marifet ise, huzur-u daimîyi vermekle beraber, ne kâinatı mahkûm-u adem eder, ne de nisyan-ı mutlakta hapseder. Belki, başıbozukluktan çıkarıp Cenab-ı Hak namına istihdam eder; her şey mir’at-ı marifet olur."
"Hayat-ı kalbî ve ruhîye medar olan marifet-i İlâhiye ve muhabbet-i Rabbaniye ve ubudiyet-i Sübhaniye ve marziyat-ı Rahmaniye cihetiyle, bu dünyadaki fânî ömür, bâkî bir ömrü tazammun eder ve ebedî ve bâkî bir ömrü intaç eder ve bâkî ve lâyemut bir ömür hükmüne geçer."
"Bâkî-i Hakikînin muhabbet, marifet, rızası yolunda bir saniye, bir senedir. Eğer Onun yolunda olmazsa, bir sene bir saniyedir. Belki Onun yolunda bir saniye lâyemuttur, çok senelerdir."
"Beşer, fıtraten, şu kâinatın Hâlıkına karşı hadsiz bir muhabbet üzerine yaratılmıştır. Çünkü fıtrat-ı beşeriyede cemale karşı bir muhabbet ve kemale karşı perestiş etmek ve ihsana karşı sevmek vardır."
"İnsan-ı mü’minde, hayatına ve bekasına ve vücuduna ve dünyasına ve nefsine ve mevcudata karşı türlü türlü muhabbetleri ve şedit alâkaları, o istidad-ı muhabbet-i İlâhiyenin tereşşuhatıdır."
"İnsanın mütenevvi hissiyat-ı şedidesi, o istidad-ı muhabbetin istihaleleridir ve başka şekillere girmiş reşhalarıdır."
"Muhabbetullah, ittiba-ı sünnet-i Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâmı istilzam eder. Çünkü Allah’ı sevmek, Onun marziyatını yapmaktır."
"Her şeyde bir ihlâs var. Hatta muhabbetin de ihlâsla bir zerresi, batmanlarla resmî ve ücretli muhabbete tereccüh eder."
"Allah’ı tanımıyorsan, sende öyle dehşetli bir hastalık var ki, milyon defa sendeki bu küçük hastalıktan daha büyüktür; ondan feryat et."
"Allah’ı tanımayanın, dünya dolusu belâ başında vardır. Allah’ı tanıyanın dünyası nurla ve manevî sürurla doludur; derecesine göre, iman kuvvetiyle hisseder."
"Faaliyet dahi bir kemaldir. Ve madem zîhayat âleminde daimî ve ezelî bir hayattan neş’et eden hadsiz bir muhabbetin, nihayetsiz bir merhametin cilveleri görünüyor."
"Ebedî bir cemal, fânî bir müştaka ve zail bir dosta razı olmaz. Çünkü Cemal, kendini sevdiği için, sevmesine mukabil muhabbet ister."
"Güzel değil batmakla gaip olan bir mahbup. Çünkü zevale mahkûm, hakikî güzel olamaz. aşk-ı ebedî için yaratılan ve âyine-i Samed olan kalp ile sevilmez ve sevilmemeli."
"Mahiyet ve istidat itibarıyla her şey ilme bağlıdır. Ve bütün ulûm-u hakikiyenin esası ve madeni ve nuru ve ruhu marifetullahtır Ve onun üssü’l-esası da iman-ı billâhtır."
"Rabb-i Rahîm, rahmetinin güzel meyveleriyle kendini sevdirmek ister. O da Ona hasr-ı muhabbetle, tahsis-i taabbütle kendini Ona sevdirir."
"Muhabbet şu kâinatın bir sebeb-i vücududur. hem şu kâinatın rabıtasıdır, hem şu kâinatın nurudur, hem hayatıdır."
"İnsan kâinatın en cami’ bir meyvesi olduğu için, kâinatı istilâ edecek bir muhabbet, o meyvenin çekirdeği olan kalbine derç edilmiştir. İşte, şöyle nihayetsiz bir muhabbete lâyık olacak, nihayetsiz bir kemal sahibi olabilir."
"İnsanın havfa ve muhabbete alet olacak iki cihaz, fıtratında derç olunmuştur. Alâküllihâl, o muhabbet ve havf, ya halka veya Hâlıka müteveccih olacak."
"Halktan havf ise elîm bir beliyyedir; halka muhabbet dahi belâlı bir musibettir."
"Havf ve muhabbeti öyle birisine tevcih et ki, senin havfın lezzetli bir tezellül olsun, muhabbetin zilletsiz bir saadet olsun."
"Nihayetsiz muhabbetler, nihayetsiz bir kemal ve cemal sahibine mahsustur. ne vakit hakikî sahibine verdin; o vakit bütün eşyayı Onun namıyla ve Onun âyinesi olduğu cihetle ıztırapsız sevebilirsin."
"Muhabbet doğrudan doğruya kâinata sarf edilmemek gerektir. Yoksa muhabbet, en leziz bir nimet iken, en elîm bir nikmet olur."
"Mahbub-u Ezelînin, elbette bir zerre muhabbeti kâinata bedel olabilir; kâinat Onun bir cüz’î tecelli-i muhabbetine bedel olamaz."
"Nihayetsiz bir muhabbete lâyık ve nihayetsiz rüyete ve nihayetsiz bir iştiyaka elyak bir Zat-ı Zülcelâli Ve’l-kemalin saadet-i ebediyede rüyetine muvaffak olması ne kadar saadet-aver ve medar-ı sürur ve hoş ve güzel bir meyve olduğunu, insan isen anlarsın."
"Cenab-ı Hakkın bütün kemalâtı ve Esma-i Hüsnasının bütün meratipleri ve bütün faziletleri hakikî kemalât olduklarından, bizzat sevilirler; mahbubetün lizatihadırlar."
"Muhabbet-i İlâhiyenin tecellisinde ve o şarab-ı muhabbetten, herkes istidadına göre mesttir."
"Hem dünyayı, ahiretin mezraası ve esma-i İlâhiyenin âyinesi ve Cenab-ı Hakkın mektubatı ve muvakkat bir misafirhanesi cihetinde sevmek, nefs-i emmare karışmamak şartıyla, Cenab-ı Hakka ait olur."
"Kâinat kalbindeki ciddî aşk, bir Mâşuk-u Lâyezalîyi gösterir."
"Kalb-i kâinattaki şu hakikî muhabbet ve aşk, bir Mahbub-u Ezelîyi gösterir."
"Bu güzel âlemin bir Maliki bulunmaması muhal olduğu gibi, kendisini insanlara bildirip tarif etmemesi de muhaldir."
"Malik-i Hakikînin rusül vasıtasıyla böyle yüksek, fakat gafil abdlerine kendisini bildirip tarif etmesi zarurîdir ki, o Malikin evamirine ve marziyatına vâkıf olsunlar."
"İnsan için en mühim, âlî maksat, Cenab-ı Hakkın muhabbetine mazhar olmasıdır."
"Kalb-i insan, kâinatı içine alabilir ve o kadar muhabbet taşıyabilir."
"Hâlıkımızın Esma-i Hüsnasıyla ve Sıfât-ı Kudsiyesiyle, Onu kabiliyetimizin nispetinde tanımaya çalışabiliriz."
"Bir zerre kuvvet-i imaniyenin ziyadeleşmesi bir batman marifet ve kemalâttan daha kıymetlidir ve yüz ezvakın balından daha tatlıdır."
"Her şeyden evvel imanımızı taklitten tahkike çevirip kuvvetlendirmeliyiz."
"Nefsine olan muhabbeti icap ettiren nefsin sana olan kurbiyeti ise, Hâlıkına muhabbetin daha fazla olmalıdır. Çünkü, nefsinden O daha kariptir."
"Ceberutiyet ve istiklâliyetin izzeti ve kendini sevdirmek ve tanıttırmak muhabbeti, gayre müsaade etmiyor ki, arada ibadullahın enzarını kendine celp eden ismî bir vasıta bulunsun."
"Bu kadar elîm firak ve ayrılıklara maruz kalmakla çektiğin elemlerin sebebi ve kabahati sendedir. Çünkü o muhabbetleri gayr yerinde sarf ediyorsun."