"Kader hakikî illetlere bakar, adalet eder. insanlar zahirî gördükleri illetlere hükümlerini bina eder, kaderin ayn-ı adaletinde zulme düşerler."
"Evet, halk ve icatta bir şerr-i cüz’î ile beraber hayr-ı kesir vardır. Bir şerr-i cüz’î için hayr-ı kesiri terk etmek, şerr-i kesir olur. Onun için, o şerr-i cüz’î, hayır hükmüne geçer."
"Evet, manen terakki etmeyen avam içinde, kaderin câ-yı istimali var. fakat, o da maziyat ve mesaiptedir ki, yesin ve hüznün ilâcıdır."
"İnsan, seyyiatından tamamen mes’uldür. Çünkü seyyiatı isteyen odur."
"Halk ve icatta bir şerr-i cüz’î ile beraber hayr-ı kesir vardır. Bir şerr-i cüz’î için hayr-ı kesiri terk etmek, şerr-i kesir olur. Onun için, o şerr-i cüz’î, hayır hükmüne geçer."
"Kader-i İlâhî, netice ve meyveler itibarıyla şerden ve çirkinlikten münezzehtir. öyle de, illet ve sebep itibarıyla dahi, zulümden ve kubuhtan mukaddestir."
"Kader, ilm-i İlâhînin bir nev’idir. İlm-i İlâhî, ihtiyarımıza taallûk etmiş. Öyle ise ihtiyarı teyit ediyor, iptal etmiyor."
"Kader, ilim nevindendir. İlim, malûma tâbidir. Yani, nasıl olacak, öyle taallûk ediyor. Yoksa malûm, ilme tâbi değil."
"Ezel, mazi silsilesinin bir ucu değil ki, eşyanın vücudunda esas tutulup ona göre bir mecburiyet tasavvur edilsin. Belki ezel, mazi ve hâl ve istikbali birden tutar, yüksekten bakar bir âyine-misaldir."
"Kader, ilm-i ezelîden olduğu için; ilm-i ezelî, hadisin tabiriyle, manzar-ı âlâdan, ezelden ebede kadar herşey, olmuş ve olacak, birden tutar, ihata eder bir makam-ı âlâdadır."
"Eğer abd, hâlık-ı ef’ali bulunsaydı ve icada iktidarı olsaydı, o vakit ihtiyarı ref olurdu."
"Bir şey vacip olmazsa, vücuda gelmez. Yani, illet-i tamme bulunacak; sonra vücuda gelebilir. İllet-i tamme ise, malülü, bizzarure ve bilvücup iktiza ediyor. O vakit ihtiyar kalmaz."
"Ey abdim, ihtiyarınla hangi yolu istersen, seni o yolda götürürüm. Öyle ise mes’uliyet sana aittir."
"Kadere iman, imanın erkânındandır. Yani, Her şey Cenab-ı Hakkın takdiriyledir."
"Meşhut, bedihî kader, o zîhayatın manevî hâlâtında dahi bir kader kalemiyle çizilmiş muntazam meyvedar hudutları, nihayetleri var olduğunu gösterir."
"Kudret mastardır, kader mistardır. Kudret, o maani kitabını, o mistar üstünde yazar."
"En yüksek derece-i hayat olan hayat-ı insaniye, bütün teferruatıyla kaderin mikyasıyla çizilmiştir ve kalemiyle yazılıyor."
"Kadere iman o kadar lezzetli, saadetlidir ki, tarif edilmez."
"Kaderin her şeyi güzeldir, hayırdır. Ondan gelen şer de hayırdır, çirkinlik de güzeldir."
"Camit maddelerde dahi, kaderin yazdığı evamir-i tekviniye o maddelere hâkimdir. o maddeler, kaderin manevî yazısına göre mevki ve nizam alabilirler."
"İhtiyarın cüz’î ise, kendi Malikinin irade-i külliyesine işini bırak. İktidarın küçük ise, Kadîr-i Mutlakın kudretine itimat et."
"Her şeyin suret-i maddiyesinde, kudret-i Rabbanî ustadır, kader mühendistir. suret-i maneviyesinde ise, kader mistardır, yani, teşekkülâtın çizgilerini çizer; kudret mastardır, yani o çizgiler üstünde yapılan teşekkülât, kudretten sudûr eder."
"Her şeyin bir haddi var. O şey, o had ile mukayyettir."
"Kader, her şeye bir miktar ve o miktara göre bir kalıp vermiştir. Feyyaz-ı Mutlaktan aldığı feyze olan kabiliyeti o kalıba göredir."
"İnsanın geçen sahifelerine kaderin yazdığı haşiye, tesadüf ve ittifakın duhulüne bir menfez bırakmamıştır."
"İmana gel ki, elemden emin olasın. Kadere teslim ol ki, selâmette kalasın."
"Cenab-ı Hakkın atâ, kaza ve kader namında üç kanunu vardır. Atâ, kaza kanununu; kaza da, kaderi bozar."
"Bir şey hakkında verilen karar, kader demektir. O kararın infazı, kaza demektir. O kararın iptaliyle hükmü kazadan affetmek, atâ demektir."
"Şemsin tulû ve gurubu muayyen ve mukadder olduğu gibi, insanın da bu dünyada tulû ve gurubu ve sair mukadderatı, kalem-i kader ile cephesinde yazılıdır."
"Masnuun nakışları kendisinden değildir. ancak, kudret kalemiyle kaderin takdiri üzerine yazılıyor."
"İnsanın da bu dünyada tulû ve gurubu ve sair mukadderatı, kalem-i kader ile cephesinde yazılıdır. İsterse başını taşa vursun ki, o yazıları silsin; fakat başı kırılır, yazılara birşey olmaz ha!"
"Tecelli kadere, kader de miktara, miktar da kalıba tahavvül eder. Demek, herşey, içerisindeki zerrata bir kalıptır."
"Kader söylese, iktidar-ı beşer konuşmaz, ihtiyar-ı cüz’î susar."
"Kazaya rıza, kadere teslim İslâmiyetin bir şiarıdır."
"Mevcudatın mütemadiyen zevalleri, tazelenmeleri gösteriyor ki, o mevcudat, bir Sâni-i Kadîrin kudsî esmasının cilveleri ve envar-ı esmaiyesinin gölgeleri ve ef’alinin eserleri ve kalem-i kader ve kudretin nakışları ve sahifeleri ve cemal-i kemalinin âyineleridir."
"Madem Onun rububiyetine razıyız; o rububiyeti noktasında verdiği şeye rıza lâzım. Kaza ve kaderine itirazı işmam eder bir tarzda ah, of edip şekva etmek, bir nevi kaderi tenkittir, rahîmiyetini ittihamdır."
"Kaderi tenkit eden, başını örse vurur, kırar. Rahmeti ittiham eden, rahmetten mahrum kalır."
"Kader, ilmin bir nev’idir ki, her şeyin manevî ve mahsus kalıbı hükmünde bir miktar tayin eder."
"Miktar-ı kaderî ve miktar-ı ilmî olmazsa, binler haricî ve maddî kalıplar, küçücük bir hayvanın cesedinde istimal edilmek lâzım gelir."
"Kadere iman olmazsa hayat-ı dünyeviye saadeti mahvolur."
"Teşekki, kaderi tenkit; ve teşekkür, kadere teslimdir."
"Hâdisat, vücuda gelmeden evvel mukadderdir, malûmdur, muayyendir, kader-i İlâhînin mizanıyla geliyor."
"Bütün eşya, bütün ahvaliyle, vücuda gelmeden ve geldikten sonra ve gittikten sonra yazılıdır ve yazılır ve yazılıyor."